Dijital gelecekte Hayatta Kalmak – Tolga Yücel

0
95

Tolga Yücel

İletişimci – hikaye anlatıcısı – yazar

Dijital gelecekte Hayatta Kalmak

1.Ortalıkta pek çok iddia tabii ki komplo teorileri var. Nüfus azaltma, yaşlıların yükünden kurtulma, biyolojik savaş gibi.

 Şu anda yaşadığımız durumu siz nasıl tanımlıyorsunuz? Bu süreçte ve sonrasında sizce neler yaşanacak ve değişecek?

Komplo teorileri, kapitalizmin uyuşturucusu gibidir. İnsanlar, kontrol edemeyecekleri kadar büyük bir gücün yapıp ettiklerini efsaneleştirerek kendilerinin daha aciz ve savunmasız olduğunu hissederler. Bu da aslında, komplo teorilerinden en fazla faydalanacakların işine yarar. Dünya, %1’lik bir kesim, %99’luk bir kesimin sahip olduğu mal varlığına eşit durumdaysa, dünyada insanların temel kaynaklara erişim sorunu bulunuyorsa, refah kendi dijitalleri ile birlikte kendi elitini yaratmışsa, bunların hepsi biz çılgınlar gibi tüketirken oldu. Yeni statüler peşinde koşarken, dünya vatandaşları savaşlarda ölüyorlardı. Tabii ki, gücü, bilgiyi ve sermayeyi yöneten bir kesim uzun vadeli planlar dahilinde kendi menfaatlerine uygun stratejiler geliştiriyorlardır. Burada önemli olan, biz kendi hayatımızla ilgili söz sahibi miyiz, yoksa değil miyiz? Kararlarımızı kendimiz mi alıyoruz, yoksa teknolojik olarak bağlı bulunduğumuz makinenin bizim için en doğrusunu söylediği şeyleri mi yapıyoruz? Komplo teorilerini konuştuktan sonra kendi hayatımızda, bu teorilerin desteklediği şeyleri yapmaya devam mı ediyoruz? Ortak insanlık bilincinde ne yaptığımız, nasıl bir medeniyet için kafa yorduğumuz süre, komplo teorilerini de ortadan kaldıracak bir dönüşüme hizmet edecek.

Son 10 yıldır, tarih büyük bir kırılma yaşıyor, yeni çatışma konuları şekilleniyordu. Kitabımda da bahsettiğim gibi dört yeni çatışma alanı kalın çizgilerle çiziliyordu; Yetenekliler-Sıradanlar, Liberaller-Muhafazakârlar, Devletler-Küresel Şirketler, Refahın Eliti-Diğerleri arasında derinleşiyordu. Devam nesli olmayan Z Kuşağı’nın kendine ait oluşturduğu değerler ve insanlık medeniyetinin yarattığı eşitsizlik bugüne ait korkularımızla geleceğimizi şekillendirmeye başlamıştı. Koronavirüs, kırılmayı derinleştirdi ve hızlandırdı. X ve Y kuşağı da bu kırılma ile hızlandırılmış bir şekilde tanışmış oldu. İnsanlık tarihinde, tarım toplumuna dönüşümde veya Sanayi Devrimi’ne geçişte bedel ödeyenler olduğu gibi küreselleşme ve bugünlerde de dijitalleşme ile birlikte ne yazık ki bedel ödeyenler oldu, olacak. Koronavirüs salgını, sosyal yaşamın tamamen değişeceği, kısıtlamaların artacağı ve önyargıların, inançların, değerlerin ve limitlerin yeniden şekilleneceği döneme geçişimizi hızlandırdı. Yeni çatışma noktalarında safların netleştiği, otoriterizmin ve kişisel hak ve özgürlüklerin ‘gönüllü’ bir şekilde daraltılacağı bir geleceğe bizi acılı ve hızlı bir şekilde taşıdı. Gelecek çok güzel gelecek diyenlerin bile bugünlerde tam tersini söylediği, sorular sormaya başladığı bir dönemi yaşıyoruz. Ben kitabımda bunu bir yas dönemine benzetmiş ve son on yılda yaşadığımız dönemi de ‘Öfke’ dönemi olarak anlatmıştım. İnsanlık kendi yasına alışırken, korkunun şekillendirdiği bir öfkeyi yaşıyor. İlk evre “inkâr” evresiydi. Öfke evresi, pazarlık, depresyon ve kabullenme aşamalarının hemen öncesinde yer alıyor. Demek ki geleceğe bakarken yas döneminin sonraki aşamalarına hazırlıklı olmalıyız

2.Siber güçle yani dijitlerle her şeyin hallolacağına inanırken dünyalılar olarak Koronavirüs tokadını yedik. Onca gelişmişlik naralarına rağmen ufacık bir virüsü hala çözemedik, aşısını, ilacını bulamadık. Bırakın çözümü dünya henüz maske takıp takmayacağımıza bile karar veremedi. 

 

 Bu durumda nasıl bir gelecek öngörüyorsunuz?

Tüketmeye ve ne olursa olsun, durmadan bir arz/talep dengesi üzerinden almaya, harcamaya odaklanmıştık ki, bazı uzuvlarımız gelişemedi. Koronavirüs bir tokat atmadı aslında. Bu salgın biraz dinginleştiğinde, insanlar travmadan kalan belli huylarını kural ve standart hale getirmenin dışında, daha vahşileşerek, kişisel çıkarıyla hareket etmeye devam edecek. İkinci Dünya Savaşı sonrasını hatırlayın. İnsanlık, kendini ne kadar savunmasız ve aciz hissediyordu. Ama günümüzde savaşlar halen devam ediyor. Obezler ile açlar bir arada yaşıyor. İklim krizi için bir sonraki kuşak yırtınıyor ama büyüklerine söz geçiremiyorlar. İnsanlık, kaldığı yerden devam edecek. Evet, sosyal yaşamda daha fazla kısıtlamalar olacak. İnsanlar, nasıl terör saldırılarından sonra X-Ray cihazına, uçaklarda 200 ml. sıvı limiti kuralına alıştıysa, artık sağlıkla ilgili termal kamera kontrollerine, kendilerine ait verilerin erişimine, yüz tanımaya gönüllü izin verecekler. Dijitalleşme yetenekliler ve sıradanlar diye iki sınıf yaratacak. Sıradanlar için çok daha zor bir hayat olacak. Tüketim alışkanlığımız azalmayacak ama erişim biçimleri değişecek. Üretim yeniden yapılanacak. Robot teknolojisinin daha hızlı fabrikalara gireceği, “insansız” kavramını daha fazla duyacağımız bir döneme giriyoruz.  Bir sonraki kuşağın dünya meselelerine bakışı ve azalan kaynaklarla birlikte varlığın fonksiyonla eşitleneceği bir dönemin arifesindeyiz.

Burada önemli olan, korkunun mutlak kralların bir aracı haline geldiği dünyada, insanların artan ekonomik ve yönetme gücüne karşı kendi özgürlüklerini hangi mekanizmalarla koruyacağı… Sorun bireysel gibi gözükse de, aslında dünyanın ortak bir çözüm üretmesi gereken bir ayrımın başındayız. Gönüllü vazgeçtiklerimiz, bizim zindanlarımız mı olacak, yoksa daha dengeli bir hayat mı süreceğiz? Bu tercihi yapacak insanlar, geleceklerini bugünlerde aldıkları kararlarla belirleyecekler.

Kitapta da dediğim gibi; “Av ile avcı arasındaki duvarın incelmesinde, yeni kırılma noktaları belirleyici olacak. Bu kırılma noktaları, geleceğin şekillenmesinde ve insanın alacağı “yeni gerçekliğe bağlı” çıktıya şekil verecek. Bugün yaşadıklarımız ve yaptıklarımız geleceğin kırılma noktalarını oluşturacak.”

3. Günümüzde her şey çok hızlı gelişirken, insan bedeni bu hıza uygun yaratılmadığından mutluluğu da hızlıca yakalayıp hızlıca kaybediyor.

 

 Modern çağın insanın neden mutlu olamıyor?

 

Masadaki yemeklerin fazlalığından… Erişebileceği dünyanın bir tık ötesinde yaşanıyor olmasından. Kısıtlı ömrü içerisinde başkalarının hayatını yaşamaya alışmasından. Kendini unutup, çizilen bir profilin hayatını yaşamaya çalışmasından… İnkâr döneminde hız insanları mutlu ederken, yas evresindeki öfke dönemiyle aslında işin öyle olmadığı ortaya çıktı. Ancak, insanlık durmayı unuttu bir kere. Yükselmek, başarılı olmak, kariyer yapmak sürü psikolojisiyle kendi statüsünü oluşturdu. İnsanlar, bir şeylerden vazgeçtiler. Ancak yerine koydukları kendi iradeleriyle değil de dijitalleşmenin getirdiği hız ve baskı ile olduğu için mutlu olamıyorlar. Olması gereken bir hayat insanın, kendi isteklerini unuttuğu bir dünyada ya şizofreni hâkim olur, ya da sahip olduğu benliği öldürmesi tek çözüm olur. Başkalaşmış insanlar, sahip olamadıkça mutsuz oluyor, mutsuz oldukça rotayı “mutluluk koçlarına” çeviriyor. Bu paradoks, mutsuzluğunun temeli.

4.İnsan teknolojiyi değiştirirken, teknoloji de insanı değiştiriyor. Bu değişimin insanoğluna yansıması da yalnızlaşma, duyarsızlaşma ve duygusuzluk olarak görülüyor.

 

Dijital dünya ve sosyal mecralarla olan ilişkimizde dengemizi kaybetmek nelere yol açıyor? Sanal dünya neden bu kadar cazip?

Teknolojinin gelişmesi ile birlikte, dünyaya 7/24 erişimi olan bir insanın veya sosyal medyadaki takipçileri ile her şeyini paylaşan bir kullanıcının hayatında “yalnızlık” olması, adı “sosyal” olan bir medyayı kullandığı dönemde paradoksun Madonna’sıdır. Sosyalleşmenin artmasına aracı olan bu medya türü bu kadar hayatımıza hâkimken, nasıl olur da “yalnızlık” kendini daha fazla hissettirmeye başlar? Ya da bizi gerçekten, durdurulamayan bu selle mücadelede tek başına bırakan duygu ne? Bu iki soru hepimizin üzerinde düşünmesi gereken iki konu. Teknolojiden bağımsız duygularda “yalnızlık” bir bomba gibi insanın yüreğinde patlıyor. Teknoloji henüz bazı şeylere “sanal çözümler” üretmiyor maalesef; “ayrılık acısı”, “çaresizlik hissi”, “sevdiklerinin kaybı”, “kaybetmek”, “emeklerinin karşılıksız çıkması”, “başarısız olmak” gibi temel duygularımıza teknoloji çözüm üretemiyor. İşte temel travma da burada yaşanıyor. Bu travmadan kurtulmanın yolu olarak, aynılaşmak kendini huzurlu hissettiriyor. İnsanların, “beklenen profilden” haberdar olması, sürekli olarak her konuda fikir beyan etmesi insana kendini yaşadığı hissini veriyor. Ama ne yazık ki, içinde bulunduğumuz dönemi araştıranlar, insanlığın ruhsal açıdan dönüştüğü ve çöktüğü bir dönemin izlerine tanıklık edecekler. Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi sonrasında yaşanan ana kırılmaların bir benzerini yaşıyoruz. Yalnız buradaki temel sıkıntı, 90’ların sonlarında “bireyselleşme”nin önemli olduğu yılları hızlıca geçen ve yaşadığı süreci anlamlandıramayan insanoğlu, bugüne ait dönemden yeni bir aydınlanma yerine, bir yalnızlık ve başkalaşım üretiyor.

5.” Son İnsan” adlı kitabınızda insanların ruhsal açıdan dönüştüğü ve belki de çöktüğü bu dönemde, insanoğlunun sanal bir hayat yaratıp orada mutlu olmayı denediğini ancak sonucun büyük bir hayal kırıklığı olduğunu söylüyorsunuz.  Bu hayal kırıklığından kurtulmak için de iki ayrı nesil için farklı tipte reçete sunuyorsunuz.

 

 Bu zor günlerde şifa olacak reçetenizi bizimle de   paylaşır mısınız? 

 

Aslında, kitapta da söylediğim gibi benim reçetelerim mucizevi değil. Daha doğrusu bir tespitler bütünü… Sosyal medyayı filtreleyerek, her duyduğuna inanmadan, dijitalleşmenin sunduğu imkanlarla kendine yeni yetenek kazandırarak vakit geçirmeyi önerebilirim. Yalnız öncelikli olarak, şunu unutmamak gerek… Bize göre, trafik kazasında “trafik canavarı” suçludur. Statlardaki şiddette “holiganlık”, güzel bir geleceğin önünde de bir virüs engeldir.

Bence geleceği değil, geçmişi düşünelim. Bir sonraki kuşağın bize soracağı acı ve sert sorulara, kendimiz için değil insanlık için cevaplar arayalım. Hayat değişecek, doğru! Ama virüs yüzünden değil. İş yapma biçimleri değişecek, doğru! Ama virüs yüzünden değil! Bugüne kadar yapmadıklarımız yüzünden değişecek çoğu şey… Yeni ve daha iyi diye vazgeçtiklerimizin yerine koyduğumuz şeyler yüzünden değişecek! Bu değişimin hepimiz için iyi ya da kötü olması, bugün düşüneceklerine ve alacağın kararlara bağlı. Yüce insanlık duygusu “evde canım sıkıldı” noktasına geldi dayandı bile. Bundan önceki afetlerden, krizlerden veya problemlerden çıkmış insanoğluna bakarsak, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Kendi bacağımızdan asılacağımız bir geleceği değiştirecek olan bizleriz. Ama meselemiz yarın değil, bugün olmalı… Elimizi yıkamayı hatırladık… Aciz olduğumuzu gördük…

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz