Corona günlerinde “Psikolojik Bağışıklık Kazanma” – Dr. Mehmet Dinç Yeşilay

0
133

Dr. Mehmet Dinç

Yeşilay Genel Başkan Vekili Klinik Psikolog

Corona günlerinde “Psikolojik Bağışıklık Kazanma”

Hepimiz eşyadan yana zengin , insandan yana fakir  olduğumuz bir çağda yaşıyorduk.Bukalabalıklar içinde yalnızlaşırken en tabi ihtiyacımız olan  bağlanma ihtiyacımızı  da; ” Mana üzerinden değil madde  üzerinden kaşılamaya” çalışıyorduk.  Kendimize geçici ve yapay mutluluklar yaratak; örneğin daha çok alışveriş yaparak, daha çok yemek yiyerek, daha çok sosyal medyada vakit geçirerek  ,  gerçek  ihtiyaçlarımızdan,duygularımızdan kaçıyor bir nevi kendimizi uyuşturuyorduk. Ta ki bu salgınla yüzleşene kadar. Evet artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak .Hocam bu küresel salgın bizlere gündelik hayat koşturmacısı içinde görmediğimiz, idrak edemediğimiz  neleri yeniden hatırlatacak?

 

Kendimizi hatırlatsa büyük oranda birçok sorunumuz çözülecek aslında. Yani bu beraber dünyaya geldiğimiz, beraber yaşadığımız ve beraber öleceğimiz kendimiz. Yeniden bir tanışsak kendimizle, nereden geldik, nereye gidiyoruz ve esasında nereye gitmek istiyoruzun bir muhasebesini yapsak. Herkese karşı rol yapabiliriz, ezbere cümleler kurabiliriz, uygun kalıplara girebiliriz ama kendimize karşı dürüst olmayı denesek. Sahiden kalbimizin derinliklerinde, zihnimizin içerilerinde ne hissediyor ne düşünüyoruz bir keşfetsek. Kendimizden ne kadar memnun ve ne kadar razı olduğumuzu sorsak. İnsanların istediği benden kendi istediğimiz benimizi fark etsek. Kendimize bir kulak versek de bedenimizin ve kalbimizin bize hastalıklar, rahatsızlıklıklar, huzursuzluklar, mutsuzluklar, kafa karışıklıkları, şaşkınlıklar üzerinden duyurmaya çalıştığı seslerini biz de duymaya çalışsak. Kendimizle bir kalsak, baksak, konuşsak. Bilsek ki bugüne gelene kadar ne çok bilgi, beceri, tecrübe biriktirdik ve kalbimizde hala ne çok koruduklarımız var. Onları bir liste yapsak. Her bir maddede teşekkür etsek yaşadıklarımız ve öğrendiklerimiz için. Kazandıklarımız ve sahip olduklarımız için. Kullandıklarımız ve paylaştıklarımız için. Bu salgın bizi kendine kör kalma salgınından kurtarsın, şifamız olsun ve açılsın gözlerimiz. Görelim kendimizi, bilelim kendimizi, barışalım kendimizle, sevelim kendimizi. Sonrasında bir çok şey değişecek zaten göreceğiz. Sesini duyduğumuz kalbimiz bizi yanlışa götürmeyecek, bilgisine ve tecrübesine inandığımız aklımız bizi şaşırtmayacak, her şeye rağmen korumaya, kollamaya, muhafaza etmeye çalıştığımız değerlerimiz bizi hiç yalnız bırakmayacak. Ve biz bugünleri kendimizle yeni bir ilişki kurma sebebi olarak değerlendirirsek, bugünler bittiğinde bir çokhastalıktan şifa bulmuş olarak yeni bir hayata başlayacağız. 

Teknoloji bağımlılığı konusunu  Türkiye’de  ilk gündem yapan, ve bu konuda çok değerli   çalışmalara imza atan bir  akademisyen ,psikolog olarak, Türkiye teknoloji  bağımlılığı konusunda hangi noktada ve  sosyal izolasyon yaşadığımız bu süreçte dijital ile olan ilişkimizi  bağımlılık noktasına taşımadan  nasıl dengeleyebiliriz?

Tabi bu süreç esasında çoğumuzun alışkın olmadığı bir süreç ve dolayısıyla adapte olabilmek için biraz zamana ihtiyacımız olacak. Bu sebeple şimdiye kadar yeni bir sürecin bilinmezliği içinde uyku- yemek dengemiz bozulmuş ve dijital teknoloji kullanımını fazlasıyla abartmış olabilir. Şimdiye kadar olan süreci yeni ve daha önce tecrübe edilmemiş bir durumu yaşıyor olmanın acemiliği olarak değerlendirip en kısa zamanda ne kadar daha süreceği belli olmayan evde kalıyor ya da daha çok vakit geçiriyor olmanın içimize sinen bir sistemini kurmalıyız. Hem uyuma uyanma, hem yeme içme, hem hareket ve okuma, hem ödev ve sorumluluklar, hem hobiler ve sosyal faaliyetler hem de dijital teknolojileri kullanma ve eğlenme anlamında ne kadar hızlı bir düzen oturtturursak zararı sonradan daha net anlaşılacak sıkıntılı durumlara kendimizi ve ailemizi sokmamış bu süreçten psikolojik olarak zayıflamış değil psikolojik olarak güçlenerek çıkmayı başarırız. Dolayısıyla sürecin temelinde hayatımızı yeniden düzenleme ve sağlıklı bir şekilde her ihtiyacımızın hakkını verecek şekilde programlama var. Bunu yaparsak dijital teknoloji ile ilişkimiz de bize fayda sağlayan dengeli bir süreçte ilerlemiş olur. 

Bırakma  Kendini” adlı kitabınızda  hayatınızda  öyle anlar, günler, zamanlar ,olaylar, durumlar  olacak ki , sabah olacak uyanmak istemeyeceksiniz,  ne giydiğinizin, ne yediğinizin  önemi  olmayacak ya da belki gelecege dair ümidinizi kaybedeceksiniz.  Ama siz yeterkibırakmayın  kendinizi, gözünüzü karartmayın, gönlünüzü daraltmayın” diyorsunuz.  

İşte şimdi de tam bahsettiğiniz bir dönemin içinden geçiyoruz. Bir yandan bu salgınla mücadele ederken bir yandan da korkularımızla ,kaygılarımızla baş etmeye çalışıyoruz. Ruhendeçok yorulduk. Bu süreçte psikolojik bağışıklığımızı güçlendirmemiz için neler yapmamızı önerirsiniz?

Psikolojik olarak güçlü kalabilmek için üç noktaya hususen dikkat etmemiz gerekiyor. Bunlardan birincisi kendimizi korona virüsünden koruduğumuz gibi umutsuzluk, karamsarlık ve güvensizlik virüslerinden de koruyacağız. Bu virüsler insanlardan da geçer internet ve medyadan da geçer. Bu nedenle mutlaka ama mutlaka bu virüsler bize bulaşmasın için çok dikkatli olup kendimizi korumak zorundayız. Bu virüse sahip insanlardan ve kanallardan kalbimizi ve zihnimizi uzak tutmalıyız. İkinci olarak yaşam tarzımızın bizi zayıflatacak değil güçlendirecek bir yaşam tarzı olmasına dikkat etmeliyiz. Yetersiz ya da fazla uyku ve yemek konusunda, hareketsizlik konusunda, bizi mutlu hissettirecek ya da anlamlı olan faaliyetlerden uzak kalma konusunda dikkat etmeliyiz. Daha önce bahsettiğim gibi bir an önce mevcut durumumuza uygun bir günlük plan hazırlamalıyız. Üçüncü olarak da hem kendimizin hem de büyüklerimizin anne,babamız, dedemiz, ninemiz olabilir daha önce yaşadığımız ya da yaşadıkları zorluklar ve zorlu günlerle nasıl başa çıkmışlar ve hangi becerilerini kullanmışlar sorularının peşine düşerek kendimizde ya da kişisel tarihimizde olan başarı ve becerileri keşfederek onları kullanmaya çalışmalıyız. 

Modern cağın dijital ebeveynleri olarak  onlineeğitim sürecinin de başlamasıyla  mesai saatlerimiz çok daha fazla uzadı. Anne babalara her zamankinden daha fazla iş düştüğü günlerin içinden geçiyoruz. Özellikle çocuklarımızın teknolojiyiyle neler yapabildiklerine yakından şahit oluyoruz. Ancak bir yandan da iyi ile kötünün yanyana durduğu   sanal dünyanın,  kontrolsüz ve ölçüsüz kullanımının onların gelişimlerini olumsuz etkileyebileceğinin  de farkındayız. 

Dijital çağda çocuk yetiştirmek ve sağlıklı dijital alışkanlıklar kazandırmak  konusunda ebeveynlere  ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Gerçek dünya ile sanal dünya arasındaki dengeyi  nasıl kuracağız ?

Öncelikli olarak şunu farketmemiz gerekiyor. Yaşadığımız günler olağanüstü günler ve olağanüstü günlerde mükemmel bir yapı kurmak mümkün olmayabilir. Dolayısıyla sanal dünya ile gerçek dünya arasında dengeyi kurmaya çalışırken normal günlerde imişiz ve çok sayıda alternatif söz konusu imiş gibi mükemmel bir sistem kurmaya çalışmayalım, işlemez, yorulduğumuzla kalırız. Bunun yerine gerçekçi, uygulanabilir ancak bize ve ailemize de zarar vermeyecek bir sistemin peşine düşmeliyiz. Dolayısıyla çocuklarımız ve bizim için mutlaka belli bir süre dijital teknolojiye ayrılmış bir zaman dilimi olacak. Büyük ihtimalle de bu süre normaldeki süremizden daha uzun bir süre olacak. Bunda bir sorun yok. Ancak kurduğumuz sistemin içinde hep vurguladığım günlük programı belirleyip muhakkak uymak olacak, çocuklarımıza teknolojiyi sınırlı, süreli ve faydalı kullanma konusunda iyi örnek olacağız, çocuklarımızla beraber keyifle vakit geçireceğimiz faaliyetler ya da sohbetler organize edeceğiz, teknoloji öğrenme ve keşfetme aracı olarak beraberce kullanacağız. Tabi bu noktada temel bir hususun da üzerinde duralım. Dijital teknoloji araçlarını ne kadar çok evin ortak kullanım alanlarına yerleştirirsek ve yatak odalarına sokmazsak o kadar endişe edebileceğimiz her türlü zarardan kendimizi ve ailemizi korumuş oluruz. 

” İyi gidiyorsun” adlı kitabınızda hayatı itinayla yaşamamız gerektiğinden bahsediyorsunuz. Zaman bir şekilde akıp gidiyor, hayat bir şekilde  bitiyor. Dolayısıyla ömür hıphızlı geçerken oyalanmadan şu hayatta kalıcı bir iz bırakmak istiyorsak ; salgınla mücadelemizi kazandığımızda, Yaşantımızı nelere daha çok itina ederek sürdürmemizi önerirsiniz?

Bu salgın dönemi herkesin kendisinde, hayatında ve ilişkilerinde neyi öncelediği ama aslında neyi öncelemesi gerektiği ile ilgili büyük bir ders dönemi oldu. Alıştığımız düzenler, sistemler, kurumlar, mekanlar, insanlar, alışkanlıklar vs gibi konularda bütün ezberimizi bozdu ve hepsini yıkıp bizi eve tıktı. Dolayısıyla bu salgını fırsat bilip hayatımızı baştan aşağı sorgulayıp, önceliklerimizi yeniden belirlemeye, eski ezberlere yeniden dönmemeye, salgın sürecinden kendini daha çok bilen, farkeden, kabul eden ve seven bir insan olarak çıkmaya itina gösterirsek salgın bizim için krizden fırsata dönüşmüş olur ve travmatik tecrübe olabilecekken travmatik büyüme yaşarız. 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz